29 Aralık 2008 Pazartesi

Yazı(m)


Adımı beğenmediğim gibi el yazımı hiç beğenmedim. Kendime karşı bazen fazla acımasız olabiliyorum “güven” konusunda ciddi yaralarım var eskiden kalma. Kendimi beğenmiyorum, çirkin ördek yavrusu gibi görüyorum. Aksini söyleyenlere de inanmıyorum, “kesin bozuk onların gözleri” diyorum ya da nasıl bir gözse benimki... Hadi, cismim göreceli olsun ama el yazım öyle değil. Yani sadece benim gözümden değil; her gözden görülebiliyor çirkin olduğu. Hızlı yazdığım anda çamurlaşıyor; harfler bir büyüyor, bir küçülüyor. Her yazdığım harf eşsiz adeta, bir yazdığımı bir daha taklit edemiyorum. Benzemiyorlar, simetrik olmuyorlar; aykırı duruşları var ve anarşist gibi düzene baş kaldırıyorlar. Çizgilerden taşıyorlar, çizgisiz defterlerde ise aşağıya doğru bir eğilimleri var... Hani fırsatını bulsalar o bembeyaz sayfanın altından kaçacaklar. Elimden öylece, özensizce çıkıyorlar ve benimler işte. El yazısından karakter analizleri yapılır ya; bu el yazım yüzünden ben çok korkarım onlardan. Kazara karakter analizimi yapsalar, evelallah alıverirler beni ne idüğü belirsiz bir soruşturma kapsamında içeriye. Gerekçe olarak da “Bu zat-ı anarşik, yüce devletimizi yıkmaya çalışabülür. Zira yazı karakteri öyle” derler. “Valla ben değilim; bakmayın saçıma başıma, yazıma, karakterime” desem de kurtaramam kendimi. Zaten, muhtemelen korkudan, o kadar hızlı konuşurum ki; konuşmamdaki ‘Ege Yöresi’ne ait şive, doğuya kaçar “terörist bu aynı zamanda” deyip müebbet işkenceye bağlarlar beni. Oysa gayet apolitik yetiştirildim anlamam sağdan, soldan. Tek bildiğim “Azıcık alttan, azıcık üstten...” anca hoppidi hoppidi oynaşırım... Bir de “Sağdan, soldan estarabim” diye bir şarkı biliyorum onun da konumuzla ilgisi yok. Sağ, sol kavramlarını sarımsak ve soğanla öğrenen birinden ne zarar gelir. Pis kokar ikisi de, bulaşmaya gelmez. Fakat, konu döner dolaşır yine benim yazıma gelir. Öyle nalet, öyle haysiyetsiz, öyle bozuktur kü(!) benim yazım, bilgisayarlara dua ederim hep. Daktiloları da çok sevmiştim zamanında. Düşüncelerim öyle güzel şekilleniyor ki tuşlar sayesinde, kitap yazasım geliyor. Kitap gibi yazıyorum şerefsizim. “Şerefsizim” derken lafın gelişi dedim. Yoksa öyle kötü kelimelerle işim olmaz. Gayet iyi eğitim almış temiz aile piçiyim evelallah... Şerefsizlik görmüşlüğüm, yapmışlığım yoktur. Varsa yoksa “iyilik yap denize at” mantığıyla büyüdüm. Bu dünyada yaptığım her şeyin karşılığını alacağım bir dünyaya inandırıldım. Mesela kedi tekmelemenin karşılığı diğer tarafta kediler tarafından tekmelenmek olarak anlatıldı. Babaannem, mekanı cennet olsun kediler onu yalasın sevsin, bir keresinde kötü söz söylersem diğer tarafta dilimden çivileneceğimi söylemişti. Kendisi dilimdeki çiviyi göremeden gitti o bahsettiği dünyaya. “Babaanne kötü söz söylemedim, saygısızlık etmedim büyüklerime karşı; bu piercing denen çivi de dilimde o kadar güzel oldu ki...” diyemedim. O da gidince diğerleri gibi, bir kere daha inandım dedikleri yere. “Orda bir yer” gerçekten var uzakta... Işık dolu, güzellik dolu, iyilik dolu, sevgi dolu onlarla dolu... Benim bildiğim yer öyle. Kedilerin beni çok seveceği, “Basted” gibi tapacakları bir yer var. İşte, o yerde yazımın çok güzel olacağına inanıyorum. Hem de; her türlü yazımın.

Hiç yorum yok: