24 Nisan 2008 Perşembe

62 sok N018

Parçalanmış adreslerde büyüdüm ben. En çok 62. sokakta koşturdum ama. Ne güzel bir sokaktı o. Sadece tavşan yapılmazdı numarasından, bir ruhu vardı. Benle yaşıt çocukları vardı. Aile planlaması yoktu sanki 80’lerde, ya da O.K reklamları yoktu, korku yoktu, geçim derdi yoktu. Sofraya eklenen bir tabaktan ibaretti çocuk yapmak. Belki de sokağa çıkma yasağı ve televizyonun olmayışı patlattı nüfusu. Can sıkıntısından, eğlence olsun diye düştük ana rahmine. Nedeninin hiçbir önemi yok tabii ama o dönemim sonlarında çocuk olmaktı bizim payımıza düşen.

Çocuk benin ilgisini çeken daha bir çok şey vardı o sokakta. Pastorize sütler yeni yeni cam şişelerde satılıyordu ama bir sütçü amca vardı. Civar köylerden tazecik süt getirirdi. Kaynatılmadan içilmezdi o süt ve kaymak tutardı, az su katılmış olanları. Süt dedim de aklıma geldi, sonra süt mısır satan bir amca vardı. Yaz günleri elinde iki tane metal yangın kovası “taze mısır, süt mısır” diye bağırırdı. Onun bağırması ile bizim annelerimize bağırmamız bir olurdu. Henüz apartmanlar üç katlıydı o zaman ve üçüncü kata kadar sesimiz rahatlıkla giderdi. Cama çıkan annelerden para istenir, eğer annede para varsa güzel bir ziyafet çekilirdi. Nedense o süt mısırı yedikten sonra su içmek ister ama cırcır oluruz diye su içemezdik. Çocuk olmaktı payımıza düşen ve biz 62. sokağın çocuklarıydık.

Seda, Pınar, Gülçin, Metin, Berkant, Oğuz, Yavuz, Doğan hepimiz çocuktuk. Üstelik aynı yaşlarda ve yaramaz çocuklardık. Belki de bir araya geliyoruz diye o kadar yaramazdık. Okul bahçesindeki şen kahkahalarımızla dolardı 62. sokak, kimi zaman da kavgalarımızın gürültüsüyle. İşte böyle zamanlarda Ciltçi amca, bize kızardı. Evet ciltçisi vardı bizim sokağın. Hani böyle defter, ansiklopedi falan ciltlerdi. Mini bir matbaa gibi bir yer işte. Davetiye falan da basardı ama biz ona ciltçi derdik. Hiç kaldırmazdı kafası çocuk gürültüsünü, dükkanı da sokağa sıfır olunca, haliyle azar işitirdik ondan. Bence işleri kesat olduğu zamanlarda bize kızıyordu. Neden derseniz, bir ara kupon furyası ile birlikte tüm mahallenin cilt cilt ansiklopedisi olmuştu. Aslında annelerimiz bize derslerimizde yardımcı olsun diye o ansiklopedileri almıştı ama daha çok vitrin süsü olarak evlerimize kuruldular. Neyse, işte o ansiklopedilerin bazılarının ciltleri bozuktu, herkes o amcaya götürüp onartmıştı. O dönemde bağırdığını hiç görmedim. Bu ciltçinin yanına bir tuhafiye bile vardı sokağımızda. Tuhafiyeci teyze hiç bağırmamıştı mesela bize, onun işleri iyiydi ne de olsa. Orası tuhaf bir yerdi de aslında. Düğmeden çoraba, hatta açık kolonyaya kadar bir ton ıvır zıvır satılırdı o minicik dükkanda. O zamanlar yırtık çoraplar dikilir, yün kazaklar örülürdü. İşte bu yüzden iyiydi teyzenin işleri.

Bizim sokağın bir ruhu vardı. Hava kararana kadar sokakta kalan çocuklarıyla meşhur ruhu. Hatta sokağa ilk çıkan, diğerlerini çağırırdı. Grup kalabalıklaşınca annesinden izin kopartamayanlar için, minik şirinliklerle izin alınırdı. En gıcığı küçük Pınar’ın annesiydi. Bir türlü salmazdı biricik kızını kapının önünde oyun oynamaya. Zar zor izin alırdık onu aşağıya indirmek için. En sevdiğimiz oyun “önde durma bana vurma arkamdaki yeşil kaplumbağa” tekerlemesinin söylenmesi ile başlayan hareketsiz kalma oyunuydu. Toplu saklambaç vardı biz ona “muçi” derdik. Nerden bulurduk böyle isimleri bilmiyorum. “Ali baba saatin kaç” vardı bir de. Seksek, yılan gibi oyunlar okuldan çalınan tebeşirler ile asfaltın üzerine çizdiğimiz parkurlarda oynanırdı. Seksek kaygan mermer özel taşlarla, yılan ise gazoz kapaklarıyla oynanırdı. Tebeşirini çaldığımız okullarımız bile aynıydı. Tüm mahalle aynı okula aynı saatlerde giderdik. Mahalle mektebi değildi ama bizim mahallenin çocuklarının okuluydu. Bazen aynı sınıfa bile düşerdik. Mahallede dayanışma içerisinde olan bizler, dürüst çocuklardık. Kopya nedir bilmezdik. Aksine birbirimizin evine gider ders çalışırdık. Çocuk olmaktı payımıza düşen, hile nedir bilmezdik. Kaybettiğimiz oyunlar sonrası mızıklardık ancak.

Büyümeye başladık sonra. Boyumuz biraz daha uzadı. Daha çok saklambaç oynamaya başladık, daha farklı meraklar sardı bizi. Yine de 62. sokağın çocuklarıydık. Her dönem ayrı bir sevdamız olurdu. Bir dönem BMX bisikletler vardı. BMX alamayan aileler Pinokyo bisiklet alırdı çocuklarına. Benimkiler Alamanya görmüşlerdi, bu yüzden vitesliydi bisikletlerimiz. Hem de üç vites. Diğer mahalleleri gezerdik. Bisiklet çetesiydik. Hepimizin bisikleti yoktu ama “bir tur binme” izni vardı. Lastik yamamayı bilirdik. Zincir takmayı, fren yumuşatmayı, havalı korna takmayı. Kontra bisikletler vardı. Pedalı geriye bastığımızda fren görevi görürdü. Pati çekmeye yarardı. Güzel olurdu. Ellerimizi bırakır, önünü kaldırır, tümseklerden atlardık bisikletimizle. Jantlarını söküp arka ayağımızla da fren yaptığımız olurdu. Ayrımcılık yoktu bizim mahallede. Kızlar erkekler hep birlikte oynardık. Maç da yapardık, istop da oynardık. Gazetecilik oynardık bir de, benim liderliğimde. Toplar mahalleyi gazete çıkartıyoruz derdim. A-4 kağıdı büyüklüğündeydi gazetemiz. Fotokopi ile çoğaltıp satardık.

Büyümemiştik daha ama değişti adresim. Bıraktım 62. sokağı. Giderim sandım yine, gidemedim. Bir ara uğradım ama kimsecikler yoktu. Çocuklar bile yoktu. Sanki sonsuz bir muçi’ydi oynadıkları. Ebe bendim ama kimsecikleri bulamıyordum. Havası, suyu, komşuları, kaldırımları, sokak lambaları her şeyi değişmişti sokağımızın. Kaçtım mızıklayarak. Dayanamadım yine gittim geçenlerde. Büyüdüm de gittim. Mızıklamayacağımı bildim de gittim. Çocukluğumun geçtiği sokaklardan geçtiğimi sandım, sanki 62. Sokaktı geçtiğim ama geçmemiş ki daha, içimde kalmış o çocuk yanım...

29 Ekim 2006 - Pazar

1 yorum:

Adsız dedi ki...

apartman önünde pis yedili oynar, öğlen 1de çıkar gece dönerdik eve. geç dönerdik, yazın azar işitir kışın sopa yerdik. çakıl taşları ile kaplı sahada dizlerimiz kan içinde dokuz aylık oynardık. bisikletlerde elleri bırakıp ayakta gözleri kapardık o bilindik yokuşta. sonra anne baba ayrıldı oldu, sonra üniversite, sonra aşk oldu meşk oldu. oyun oynayamaz oldu bu büyümemiş çocuk içimde. sokakta top koşturanlara gıpta ile bakar, kız çocuklarının hapsedilmesine kızar oldu. benim çocukluğum özgürdü en azından. başı bağlı 13ünde kızlar gibi haset dolu bakmadım hiç sokaklara. erkeği ile kızı ile tozunu attırdım mahallenin. yine de 24 ünde bir yakartop sevdalısı, yine de o heyecanları arar kaldım. büyümedim ama büyürmüş gibi yapyım. eline sağlık, beni çocukluğuma, büyüdüğüm o sağlıklı ortama, sokaklara, mahalleme götürdü bu yazın. mG