
"Kediler 9 canlı derler kaç canım kaldı şimdi...
Kaç yarım yandı şimdi..."
Afrikanın çeşitli çoğrafyalarından kırıla kırıla geldiğin bir yeryüzü parçası; Cihangir sokakları. Mart ayının sıcak havasıyla iç güdüsel olarak libidonun peşine düştüğün sokaklar. Büyüdüğün gibi değil; daha büyük, taşlar duvarlar merdivenler ve bildiğin dilde değil, duyduğun sesler kokular. Cazibesine aldandığın gürültü, ürkütücü değil mi?
Farklıydın, buralı değildin belli. Sıcak bir yer olabilirdi bizim oralar, kurallarına uyardın belki. Aldım getirdim seni. Ben koymadım kuralları, sevmem koyulanları da. Tepkisel yaklaştın, belki de sevmedin o ahşap evi. Gitmek de istemedin ama elim mahkum götürdüm seni. İçimde bin sıkıntıyla götürdüm kaçtığın sokağa...
Hiç girmesen daha mı iyi olurdu o ahşap evde sıkışan hayatıma? İnsanlığım tutmasaydı daha mı iyi olurdu sonun, benden uzakta? Hiç bakmasaydım korkak bakışlarına, daha mı az acırdı canım? Daha mı kısa sürerdi acım. Canımdan giden canım.
Sen mi kaçtın yoksa bilerek kaçırdılar mı seni geldiğin yerden... Ölüm mü çağırdı, yoksa ben mi kovaladım seni o motorun altına?
Bay Pan;
Güvenip uyuduğun kollar huzursuz şimdi. Uykular keyifsiz ve kısa kısa... Yine de sen rahat uyu yattığın yerde, dua edeceğim senin için bildiğim dilde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder